|
Bazı eleştirilere birkaç yanıt: Niçin “örgütsüz işçilerin örgütlenmesine” ilişkin bu kadar çok haber veriyoruz?
Sayfamızı google’dan arayıp bulan ya da arkadaş ilişkisiyle sayfamızı bilen bazı okurlarımız örgütsüz işçilerle söyleşilerimize neden bu kadar yer ayırdığımız konusunda bizi eleştirmişler. Bu eleştirileri biz de onları eleştirerek cevaplandırmak istedik.
Evet, işçi sınıfı içinde örneğin beyaz yakalı örgütlenmesine ilişkin, örneğin ev işçilerinin örgütlenmesine ilişkin bu web sayfası açısından çok fazla yazı ve söyleşi var. İlk bakışta örneğin sendikalara ilişkin ya da işçi sınıfının fabrikalarda örgütlü çoğunluğuna ilişkin yeterli yazı olmadığı söylenebilir.
Bu eleştirilerin altında yatan fikir, işçi sınıfının ana çekirdeğinin örgütlü büyük fabrika işçilerinin oluşturması ve sosyalistlerin de asıl bu tabakayla ilişkili olmaları gerektiği. Bu tabaka büyük fabrikalarda çalışır ve iş saatleri boyunca diğer işçilerle birlikte iş yapar. Beyaz yakalılar gibi, mühendisler gibi kapitalist ideolojiden zehirlenip, kendilerini “efendi” konumunda da hissetmezler. Ve gerçekten de işçi sınıfı harekete geçtiği anda, yani mücadele açığa çıktığı anda en merkezi pozisyonda olacaklardır. Bunları biz de söyleyebiliriz.
Gerçek şu ki; Türkiye’de 2009 tarihinde henüz bu ölçüde bir işçi hareketi ortaya çıkmadı. Yani istediğiniz kadar işçi sınıfı da işçi sınıfı, fabrikalar da fabrikalar, diye tutturun, bu merkezi konumu hak edecek herhangi bir hareketlilikten henüz eser yok. Bu büyük fabrikalar içinde çalışma fırsatlarını kullanmayacağız demek değil tabi ki.
Ama Türkiye’de 2009 tarihinde oluşan başka bir durum var: İşçilerin örgütsüzleri, sınıfın daha kıyısında yer alan, tabiri caizse en alttakileri ve kendini toplumun en önünde sayan beyaz yakalıları örgütlenmek için adımlar atmaya başladılar. Daha düne kadar sessizce kendilerini kaderin kurbanı olarak gören ve acılarını içlerine atanlar, ileri çıkmaya, ses vermeye başladılar. Söyleşilerimizden birinin başlığı şöyleydi: Köleydik ama bu sonsuza kadar sürmeyecek! Bir işçi sınıfı sosyalisti için, bundan daha güzel bir haber olabilir mi?
Evet, ev işçileri, kâğıt işçileri, bizim ulaşamadığımız işçi sınıfının örgütsüz daha nice tabakaları daha örgütlü olmak için kolları sıvadılar. Beyaz yakalılar ekonomik krizin verdiği korkuyu 2001’deki kadar hissetmese de, ücretlerinin giderek gerilemesini anlamlandırmaya çalışıyorlar. İşçi sınıfının örgütsüzleri örgütlenmeye başladılar. Bunları sitemizde duyurmayıp, onların kendi çalışmalarına destek vermeyip, dışarıda kalıp, ne yapacaktık? Olmayan fabrika örgütlenmelerinin, içeri giremediğimiz ve girsek de etkisiz kalmaya mahkûm olduğumuz sendikaların haberlerine yorum mu yazıp dursaydık?
Tabi ki, bu tip yazılar yazarak duruma müdahale etmeye çalışmamız gerekiyor. En azından kendi konumumuzu yıllar sonra hatırlamak ve nerede yanlış yaptığımızı bulabilmek için. Amma velâkin birazdan aktaracağımız gibi tumturaklı ve buyurgan cümlelerin bu örgütlenmelere pozitif etkide bulunduğunu hiç sanmıyoruz. Alın size birkaç sol gazeteden örnek:
İşçi sınıfının birliği ve kitlesel bir işçi kitle hareketinin yaratılması, öncü işçilerin birliğinden ve öncü devrimci bir partinin inşasından, devrimci bir odağın yaratılmasından kopuk kavranamaz ve sağlanamaz.
Ama barış adil bir barış olmalıdır. Devlet Kürt halkının hakları konusunda ne güvence veriyor? O tür bir güvence verilene kadar, açılış hamlesi olarak "dağdan inişi" öne çıkarmak yanlıştır.
Bugün işçi sınıfı içinde anlamlı bir çalışma yürütmeyi ve sınıf içinde devrimci çekirdekler oluşturmayı önüne temel görev olarak koymayan örgütlenmelerin, bir süre sonra kendi içlerine kapanmaları ve küçük-burjuvaca vıdı vıdılarla tekrar tekrar bölünmeleri ve kendilerini yiyip tüketmeleri kaçınılmaz bir “kader” olacaktır!
Siyasi iktidar “yarım açılım” ile “ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranabilecektir.” O nedenle yol yakınken, Kürt halkının temsilcilerini muhatap alarak, onların taleplerini, topyekûn bir demokratikleşme programı içinde hayata geçirmelidir.
Tabi böyle asıl yazılardan koparılınca biraz daha komik görünüyor. Ama bu cümlelerin devasa yazıların bitiş cümleleri olması oldukça ilginç. “SAĞLANAMAZ!”, “YANLIŞTIR”, “OLACAKTIR”, “GEÇİRMELİDİR!”… Çok tumturaklı ve çok buyurgan. Bizim de böyle biten yazılarımız yok mu? Vardır tabi ki. Ama sola yıllardır musallat olmuş, Sovyet zamanından kalma bu sahte bilgiç dili olabildiğince ortadan kaldırmak istiyoruz. Bu sebeple, olabildiğince işçilerin kendi sesini duyurmaya çalışmak bizim için en önemli güncel görev. Kusurumuz varsa affola…
Bu kadar karizma görünmeye de gerek yok bizce…
|