|
Kılıçdaroğlu’nun Baykal’ın boşalttığı koltuğu, üstelik solcu halk literatürünü kullanarak devralması sosyal demokrasinin küskünlerinden, ulusalcıların sol tandanslılarına kadar hemen herkesi heyecanlandırdı. Baykal’dan açıkça nefret eden ama daha düne kadar samimiyetsizce onun peşine gidenler şimdi birdenbire Kılıçdaroğlu hayranı oluverdiler. Belli ki, Baykal’a yapılanlar da, Kılıçdaroğlu goygoyu da Sosyal Demokratlarla Ulusalcıların ucuz bir gövde gösterisi. Hatta daha net söylemek gerekirse, Ulusalcıların komplosu, Sosyal Demokratların geri dönüş gösterisi. Bunu Türkiye’de umutsuzluktan ve politik sıkışmışlıktan aklını yitirmemiş herkes görebilir. Ulusalcılar için hesap basit: Cumhuriyet mitinglerinde darbeyle korkutmayı denediler, darbeyi denediler, e-muhtırayı denediler, milliyetçileri kışkırtmayı denediler… Olmadı, olmadı, olmadı. AKP hemen her seferinde ya daha da güçlü çıktı ya da gücünü korumayı becerdi. Geriye bulabildikleri akıllıca tek şey kalmıştı: Seçimleri kazanmak. Ulusalcılar, bir seçimi, şu içinde bulunduğumuz zamanda tek başlarına kazanamazlardı. Bunun için pek de haz etmedikleri MHP’yle iç içe geçmeleri gerekiyordu. O halde ceplerinde duran “Halkçı” kimliği ve bir süredir kenara attıkları sosyal demokratları kullanıp yeniden parsa toplayabilirlerdi. Kim bilir belki seçimi bile alabilirlerdi. Bunun için yoksulları AKP’nin karşısına çıkarmak gerekiyordu. Aslında güç bir iş değil. Ama CHP’nin Baykal’lı haliyle olanaksızdı. Kanlı canlı, yanağından kan damlayan, sert, pervasız, Beyaz Türklerin standart lideriyle kent yoksullarının duyguları nasıl maniple edilebilirdi ki? Baykal’la bu iş olamazdı. Ama adam çekip gitmeyi bilmiyordu. Bu noktada bütün yaptıkları, mantıksız diretmeleri, akıl almaz manevraları, Ergenekon’un avukatıyım, sözleri bile yetersizdi. Çünkü komplocu-ulusalcılar AKP’ye karşı mevzi kaybettikçe, daha da panikliyorlardı. Birilerinin kendilerini savunmasını değil, kazanmak istiyorlardı. Onlar için yapılacak son manevra sosyal demokrasinin “sol” tandansını kullanarak, bildiğimiz sosyal demokrat yolları kullanarak AKP’ye karşı çıkmaktı. Ve Baykal gitti, onun yerine konumu sağlam olmasa da Kılıçdaroğlu’nu getirdiler. Baykal ve ekibi bir süre enselerinde olacak. Ama ulusalcıların niyetlendikleri iş için bir vitrinleri var artık.
Hem de ne vitrin: Halkçı bir bıyık, kepçe kulaklar, gariban görünüş, sadelik akan tavırlar, kasket vs. Sosyal demokratik bir dükkan için zamanının Ecevit’i kadar muhteşem bir buluş. Karaoğlan öldü, şimdi Gandi Kemal zamanı… Önder Sav ekibinin Ulusalcı kanadın yıpranmamış ekibi olarak Kılıçdaroğlu’nu seçtirdiği çok açık. Peki diğerleri? Sosyal demokratlar? Onlarsa yıllarca CHP içinde kaybettikleri mevzileri tekrar ele geçirecekleri hayaliyle ileri atıldılar. Baykal’ın arkasından ağlayanları hatırlarsınız. Onlar kadar olmasa da sosyal demokratlar da gözyaşı dökebildiklerini gösterdiler: sevinç gözyaşları… Sosyal demokratları ayrıntısıyla incelemek şu an için gereksiz. Çünkü henüz politikaları oluşmadı. Yer bulabildikleri kadarıyla CHP’nin yönetimine girmeye çalıştılar. Baykalcılar’dan doğan boşluğu doldurmaya niyetlendiler. Yaptılar yapamadılar. Pek de önemli değil. Önemli olan yalnızca rüzgârla ve yoksul edebiyatıyla bu işlerin olmadığını anladıklarında alacakları tavır. Rüzgârın pek de işe yaramadığını Cumhuriyet mitinglerinden görmüştük. Yoksul edebiyatıyla yoksulları kazanamayacaklarını da Türkiye sosyalistlerinin halini fark etseler anlarlar. Arabeskin düştüğü bir zamanda, aynı acılı şarkılar tutmaz. Ama gerçek politikalar pek ala tutabilir. Yani CHP’nin son iki yıldır mayalanan işçi hareketinin ilk safhalarında insanları ulusalcıların dümen suyuna çekmeleri mümkün. İşte sosyalistlerin yapmaları gereken de burada başlıyor. Bizim bu noktada anlatacakları her şey aslında bir süre bu hengâmede boğulacağa benziyor. Bu problem sosyalistler içinde bir süre daha tartışılacak. Sosyal demokratlara karşı nasıl bir politika izleyeceğiz? İnternet sitemiz ilk yayına girdiğinde AKP’ye karşı nasıl davranılacağına ilişkin tartışmalar sürüyordu. Biz de AKP’ye desteğe kadar varan yönelimi de, TKP gibilerin Ulusalcılara yaslandığı eğilimi de, üçüncü cephe olarak da bilinen “birbirlerini yesinler!” eğilimini de eleştirmiştik. O zamanlar söylediğimiz şuydu: Burjuvazinin iki kanadı kapışıyor. O halde onlar birbirlerini yerlerken, biz de her iki kanada da duruma göre saldıralım. Aradan işçi hareketinin sıyrılması için bu fırsatı kullanalım. Birinin desteğini diğerine, diğerinin desteğini diğerine karşı kullanalım. Bu fırsatçılık değildir. Bu pragmatizm hiç değildir. AKP’nin ulusalcıların önünü kesmek için yaptığı “Açılım” hikâyesini, hem AKP’nin hem de CHP’nin yüzüne vuralım. Açılım için kapıyı mı açtılar? Yıllardan beri söylemekten içeri girip durduğumuz katliamları mı anlatmaya başladılar. Biz daha gür anlatalım. AKP’nin ve CHP’nin suçluları nasıl koruduklarını gösterelim. AKP darbe mi dedi? 1980’i hatırlatalım. Ergenekon’sa Ergenekon. Derin devletse derin devlet. Cemaatlerin yaptıklarını hem CHP’nin hem de AKP’nin aleyhine kullanalım. Cemaatler bizim sitelerimizi mi kapatıyor? O halde onları teşhir edelim. AKP onları mı korudu? AKP’nin yaptıklarını anlatalım. Baykal gidip, Pensilvanya’ya iyi dileklerini mi sundu? CHP’yi her yerde rezil edelim. Türban yasağının AKP’nin nasıl işine yaradığını anlatalım. Hukuk’un ne halde olduğunu gösterelim. Çelişkili kararları örnekleyelim. Devlet içindeki savaşların anlamını söyleyelim. AKP özelleştirmelerin dörtte üçünü mü yaptı? Madenlerdeki ölümleri de TEKEL işçilerine yapılanları da anlatalım. AKP’nin bakış açısını teşhir edelim. Yaptıklarıyla insanları nasıl harcadıklarını anlatalım. Şimdi başka bir dönem başlıyor. Ulusalcılarla İslamcılar arası kapışma başka bir devreye girdi. Şimdi işçileri kazanmak “in”, Türban sorunu “out”. Daha bir hafta bile geçmeden işçiler üzerine bahisler başladı bile. Kılıçdaroğlu işsizlik en büyük dert mi dedi? Erdoğan da çıktı, yılsonuna kadar %5 düşüreceğim dedi. İşte bu sebeplerle CHP’ye karşı daha da keskin olmamız, net olmamız gerekiyor. Çünkü demogoji işliyor. Sosyal demokratların, işçi hareketinin yükselişini ulusalcıların kuyruğuna takma ihtimali daha da güçlendi. Özellikle bu emekleme çağında. İşçi hareketi henüz zayıf, kendine güvensiz, kafası karışmış halde. Yani tam kandırılacağı zamanda. Buna izin vermemeliyiz. Sosyalistlerin görevi, şimdi çalışanların kafasının içinde sosyal demokrat halüsinasyonları ortadan kaldırmak artık. Ve tabi işçileri vaat edilen şeylerin takibine yöneltmek. İşsizliği mi önleyeceksiniz? O halde özelleştirmeleri durduracaksınız. Yeni iş imkanları mı yaratacaksınız? O halde zenginlerden daha fazla vergi alacaksınız. Bunun başka yolu yok. Yani Ulusalcıları ve İslamcıları teşhir etmeye devam ederken, sosyal demokratların hayal güçlerini söndürmek zorundayız. Bu işin sonunda her iki kampın da denetleyemeyeceği bir işçi hareketi çıkacak. İşte o zaman gelmeye başladıkça kendi bağımsız gündemimizi dayatmaya başlayacağız.
|