|
İsrail gücünü, Arapları bütün savaşlarda eninde sonunda yenmesini sağlayan dinamizmini, mutlak teknolojik üstünlüğünü kaybediyor. Çünkü ABD de bunları kaybediyor. ABD kaybettikçe, Ortadoğu’nun Amerikan tarzı tek ülkesi yavaş yavaş tükenişini hissediyor. Bu coğrafyada ona yetişebilecek iki üç ülke var. Ama o ülkelerin de kendi iç engelleri var. Türkiye deseniz, Ortadoğu’nun kenarında kendi dertlerine bakmadan sağa sola laf atan, ahkâm kesen, potansiyeli olan ama icraatı olmayan bir ülke. İran deseniz, iç gerginlikleri sebebiyle hala problemli, teknoloji yoğun bir ülke olma yoluna hala giremedi. Mısır zaten yıllardan beri İsrail’in bir dediğini iki etmiyor. Bağımsız politika izlemeye kalktığı her an, İsrail’in kışkırtacağı ve sonu Lübnan’daki gibi bir iç savaşa gidebilecek Müslüman-Hristiyan çatışması korkusuyla geri adım atıyor. İsrail, kendi insanlarını Ortadoğu’ya dışarıdan getirmiş bir korsan devlet olarak, dışarıdan aldığı maddi ve manevi desteği artı-kâra çevirerek ayakta kalmaya çalışan bir ülke. Şu ana kadar başarılı da oldu. Ama ya bundan sonra? İsrail, bütün bunları ve ABD desteğini kaybetme ihtimali belirince daha da saldırgan oluyor. Amerikan desteği pek önemli bir rakam değil aslında. Ama bu destek, İsrail’de Ortadoğu kapanına kısılmış İsraillilere “Sizin orada olmanızı destekliyorum” mesajı veriyor. Sosyalistler, İsrail gibi bir devletin ABD’nin bu manevi ve bir ölçüde maddi desteği olmadan orada var olamayacağını, dolayısıyla İsrail devletinin bir “korsan devlet” olduğunu söyleyip durdular yıllarca. Yani çözüm İsrail devletinin yok edilmesi ve Yahudilerin ve Arapların birlikte yaşayacakları birleşik bir Filistin devletinin kurulmasını gerektiriyordu. Çoğu “akil” insan için bu imkânsız bir şeydi. Yapılacak en iyi şey iki devletli bir çözümdü. İsrail’in işgal ettiği yerlerden sürülen Filistinlilerse her şeyin üzerine bir bardak soğuk su içebilirlerdi. Çünkü o kadar yıl geçtikten sonra hala toprak talebi mantıksızdı. Geri dönmek istemezlerdi zaten. 
1990’larda Filistin sorunu iki devletli çözümle bitecek gibi görünüyordu. Bu iş için İzak Rabin, Şimon Perez ve Yaser Arafat Nobel barış ödülü bile aldılar. Oysa İsrail’in başka planları vardı. 11 Eylül’den sonra Araplara yönelik nefreti arkasına alan İsrail artık durmamacasına Filistin topraklarında yeni yerleşim birimleri açmaya başladı. Ne kadar toprak kazanırsa o kadar kazançlı çıkacaktı. Oysa bu zaten iki devletli bir çözümü ortadan kaldırıyordu. Yani İsrail kendi kendisini ortadan kaldıracak şartları istemeden yaratıyordu. Bu politikalar Obama’nın başkan seçilmesine kadar sürdü. O tarihten itibaren krizin faturalarıyla birlikte ABD yeni bir “güvenlik” anlayışına doğru ilerliyor. Olabildiğince az düşmanlık yaratıp, “barışçıl” egemenliğini sürdürmeyi düşünüyor. Olabildiğince az gerginlik yaratıp, ülkeleri satın alarak. İşte bu, 2001’den bu yana süren İsrail saldırganlığının neden daha da şirrete doğru kaydığının açıklaması. İsrail yalnız kalmaya başladığını hissettikçe daha da saldırganca davranıyor. Bir duvar inşa edip Filistinlileri açlığa mahkûm edebiliyor ya da Gazze’ye ambargo koydum, diyebiliyor. Yardım için giden Türk gemilerine el koyabiliyor. Herkesi kendi çözümsüzlüğünün içine çekmeye çalışıyor. Ve bunu başarıyor. Ve her yaptığı şirretlikte faturayı ABD’ye çıkarıyor. Biliyor ki, Birleşmiş Milletler’de onu koruyan abisi istemezse ona kimse bir şey yapamaz. Ama ya isterse? Bu korku İsrail’i giderek daha fazla sıkıştırıyor. Türkiye’de Sağ Fikirler– Güçleri hala yerinde! Türkiye’deki sağcılar tutarsızlıkları sebebiyle aptal olarak düşünülebilirler. Kuzey Kıbrıs ellerindedir. Ama başkalarının işgaline küfredebilirler. Kürtlere yapılanlar ortadadır ama İsrailliler Filistinlilere eziyet ederken İsrail’e küfretmekte kendilerini özgür zannederler. Hep bir bahaneleri vardır: Kıbrıs için, onlar bizi katletti. Kürtler için, onlar hain. Ermeniler içinse, ilk önce onlar bizi kesti. Bu kadar büyük tutarsızlıkları çok rahatlıkla görmezden gelmeleri ve yıllarca aynı lafları söyleyip durmaları ve hala onları daha tutarlı fikirlere zorlayacak hiçbir şeyin çıkmaması düşünülmesi gereken bir şey. Bu işin sırrı ne? Bu işin sırrı yıllardır kapalı ve köylü bir toplum olarak kalınmasındadır. Ama bu şartlar değişiyor. Bariz tutarsızlıklar insanların yüzlerine vuruluyor. Bu sebeple içerideki sağcı politikalar görünüşte zafer kazansa da alttan alta eriyor. Kürtleri örnek olarak veren İsrail’e Tayyip Erdoğan’ın verebildiği tek cevap şu oldu: PKK’lıların cebinde Türk pasaportu var. Yani şunu demek istiyor: Biz hainlerle uğraşıyoruz. Sizse başka bir ülkeyi işgal ediyorsunuz. İsrail’de buna çok basitçe kendi ülkesindeki Arapları örnek vererek cevap verebilir. Onların da ceplerinde İsrail pasaportu var çünkü. Hamas-PKK karşılaştırmaları zaten görünür hale geldi. Hangisi daha fazla terörist? 
Olaydan sonra Türkiye’deki tepki nazi hayranı saçmalamalardan cihat çağrılarına kadar ilerliyordu. Birçokları birbirlerine cep telefonlarıyla mesaj olarak Hitler’in sözü olduğu iddia edilen “Bir gün öldürmediğim her Yahudi için bana küfredeceksiniz” mesajını atıp durdular. Sosyal medyadır, facebooktur bunlarla doldu taştı. Bu şunu gösteriyor ki Türkiye’de birçok şeyin olmaması gibi, soykırıma ilişkin bir bilinç de yok. Bu topraklar üzerinde olan Ermeni soykırımını “Biz yapmadık, onlar kendiliğinden öldü!”den tutun, “Yaptık, yaptık ama bir sorun, neden yaptık?”a kadar türlü türlü bahanelerle savunuyorlar. Onlar için Ermeniler yiyeceksiz, susuz, giysisiz, araçsız, karda kışta yürütülürlerken yolda öldürülüveriyorlar. Aynı zihniyet nazilerin Yahudilere, Çingenlere, Alman komünistlerine yaptıkları endüstriyel katliamın nasıl dehşet bir şey olduğunu da anlamıyorlar. Zyklon-B onlara bir şey ifade etmiyor. Bir ölüm sanayisi kurmanın, orada 6 milyon yahudiyi, 2 milyon solcuyu ve çingeneyi katletmenin ne olduğunu tahayyül bile edemiyorlar. 
Türkiye’de sağ cenah cahil ve tutarsız olsa bile, bir şeyi yapmayı başardı. Bütün halkı, itirazlar, tutarsızlıkların ayyuka çıkması, son Tevrat çarpışması vs. de dâhil olmak üzere, tek bir potanın içinde eritmeyi başardı. “One Minute” olayında bunu yaşamıştık. CHP’li ulusalcılar bile bu delikanlılık gösterisine “Helal olsun!” demişlerdi. Şimdi de, savaş açılsa, herkesin arkasından gideceği bir atmosfer yaratılması sağlandı. Bir savaş çıkarsa bu kimin savaşı olur? Uluslararası sularda bir geminin durdurulup, insanlarının öldürülmesi “casus belli”dir: Uluslararası burjuva hukukuna göre güya savaş sebebidir. Tıpkı Birinci dünya savaşında Alman zırhlılarının Osmanlı bayrağı ile Rus limanlarını topa tutması gibi. Tıpkı Avusturya-Macaristan veliahdının öldürülmesi gibi. Eğer Türkiye İsrail’e karşı bu olay üzerinden savaş ilan etmiş olsa uluslararası anlaşmalara göre haklı olan taraf olurdu. Ama ya o savaşta ölecek yüz binlerce insan için? Türkiye bir süredir Ortadoğu’da Osmanlıcılık oynamaya çalışıyor. Bunun anlamı emperyalist politikalara heves ediyor demektir. Sanki Osmanlı zamanında her şey güzelmiş de şimdi kötüymüş, bu durumu da daha aktif bir dış politika izleyerek düzeltmek lazımmış gibi davranıyor. Yani aslında İsrail’le aşık atmaya çalışıyor. Üstelik Müslüman olduğu için Araplarca eskisi gibi sayılacağını zannediyor. Ne büyük bir hata… Bir zamanlar ne milliyetçilik vardı, ne ulus devletler. Onun yerine herkesi eşit şekilde ezen, hatta bazılarını, özellikle Müslüman olmayanları daha eşit ezen Osmanlı devleti vardı. Sonunda bütün diğer halklar gibi Araplar da işin farkına vardılar ve Osmanlı’ya karşı bayrak açtılar. Artık bu süreç geri döndürülebilecek bir süreç değil. Artık Araplar birbirleriyle bile anlaşamayan büyük ulus devletler. Başlarına Osmanlı kesilmiş bir emperyalist Türkiye de istemiyorlar. Ama Türk egemen sınıfı, bunu görmezden gelip daha cesur politikalar izlemeye başlıyor. Filistin bölgesi Ortadoğu’daki en problemli yer. Bu problemin başında da yıllarca siyonist politikalarla herkesin nefretini kazanmış bir İsrail var. Dolayısıyla İsrail’e karşı o kadar da savaşı çağrıştırmayan, ama İsrail’in güç kaybetmesini hızlandıracak gerilimli bir dış politika Türkiye için birebir. Gücünü derece derece arttırdıkça, İsrail’e karşı daha da rahat adımlar atabilecek. Ama bu Filistin’de acı çeken insanların acısını engelleyemeyecek. Çünkü onların acılarının nedeni bir korsan devlet olarak İsrail devletinin ta kendisi. Ne Yahudiler, ne Hıristiyanlar ne de Müslümanlar bundan sorumludur. Oysa İsrail devletinin orda oluşu Türk egemen sınıfı için bir nimet. İsrail devleti demek, devamlı yoksul kalan, birbirlerini yiyen Araplar, iç savaş tarafından mahvedilmiş Beyrut, devamlı sağcı politikalar sayesinde felç geçiren bir İran, yani rakibi yalnızca ABD’nin desteğinde İsrail olan bir ortam demek. Türk egemenleri üstelik silah anlaşmalarından Mossad operasyonlarına kadar her şeyi açık edecek bir durumu isteyemezler. Ama askeri nitelikte olmadan başlayan ve giderek tırmanan gerilimli bir politikayı tercih edebilirler. Şimdi Türkiye’deki ortam, AKP hükümetinin arkasına dizilme, savaş çığlıkları atma ve daha da korkuncu Yahudilere ilişkin katliam işaretleri verme şeklinde. Ne oldu da, daha düne kadar küfrettiğimiz AKP’li hükümetin, bu devletin arkasına geçtik, diye soran kimse yok. Ne oldu da troçkistler bile İsrail’e karşı savaş kışkırtıcılığı noktasına geldiler? Lütfen şu satırlara dikkat edin: http://www.iscimucadelesi.net/index.php?option=com_content&task=view&id=1010&Itemid=1 “Devrimci İşçi Partisi Girişimi, İsrail devletinin korsanlığına karşı kınamaların, süslü sözlerin, tehdit savurmaların gününün geçtiğini ilan eder. Kan dökülmüştür. Yaralılar korsanın elindedir. Gemilerdeki insanlar korsanın elindedir. Korsandan gemileri serbest bırakmasını talep etmek yetmez. Gemileri gidip almak gerekir! Gemileri alıp geri gelmek yetmez. Toplanmış olan yardımı ablukanın perişan ettiği Gazze halkına ulaştırmak gerekir!” Bu savaş demektir. İsrail’e karşı savaş açmak demek, açıkça emperyalist politikalar uygulamak demektir. Türkiye sosyalistleri bu durumu görmeliler. Bu olası savaşın Yunanistan’a karşı, İran’a karşı şovenist politikalardan hiçbir farkı yok. Burjuvazinin devletinden savaş açmasını istemek kadar yalancı bir politika olamaz. Ne için? Filistinliler kurtulsun diye mi? Yoksa gizli alt-emperyalist politikalar açıkça bölgesel bir emperyalizme dönüşsün diye mi? Türkiye devletinin gücü İsrail devletini ortadan kaldırmaya yeteceğini varsaysak bile, milyonlarca Yahudi’yi ne yapmayı düşünüyorsunuz? Zyklon-B mi aklınıza gelen? İsrail’deki Arap işçilerin grevini duydunuz mu? Yapılması gereken savaş kışkırtıcılığı değildir. Sosyalistlerin kendi burjuva hükümetlerine savaş çıkarsın diye baskı yapmaları kadar utanç verici bir şey yoktur. Yapılması gereken Yahudi ve Arap işçilerin İsrail devletine karşı örgütlenmelerini sağlamaktır. Bu şu anda ve derhal Filistinlilerin acılarını yok etmeye muktedir tek alternatiftir. Birçok insana bu fikir uçuk geliyor. Çünkü durumu bilmiyorlar. Gemilerin esir alındığının ertesi günü İsrail’de yaşayan Araplar bir genel greve gittiler. Üstelik %100 katılımla. Bunu duymuş muydunuz? Hiç sanmıyoruz. Çünkü basın olanca şovenizmi ve olanca fantezisiyle kafa bulandırmakla meşguldü. Bunun ne anlama geldiğini bilen var mı? Bu Varşova gettosunda Almanlara karşı devrimci sosyalist Yahudilerin ayaklanması kadar büyük bir olaydır. Türkiye’de Kürtlerin hepsinin birden greve gittiğini düşünün. O zaman ne demek istediğimizi anlayacaksınız. Mısır neden İsrail’le ortak politikalar üretip, Gazze’nin ablukasına yardım etmektedir? Emperyalist politikalar izleyememesinden dolayı mı? Yoksa rejim içinde bir işçi muhalefeti, bir sol muhalefetin olmamasından dolayı mı? Mısır egemen sınıfı İsrail’le karlı anlaşmalar yaptığı için mi yoksa? Mısır için geçerli olan Türkiye için de geçerlidir. Türkiye sosyalistlerinin kendi hükümetini ve onun halka verdiği şovenizmi desteklemek yerine yapacağı çok daha önemli şeyler vardır: Bu grevi anlatmak, bu greve destek vermek, bu grevin gerçek niteliğini göstermek. İsrail işçi sınıfına bu direnişin sirayet etmesi için çabalamak. Onları esir almış İsrail siyonizminin uyuşturucu atmosferini dağıtmak. Ama bunun için Türk şovenizmiyle kafası allak bullak olmamış bir işçi sınıfına ihtiyacımız yok mu?
|