anasayfa haberler 15-16 Haziran Direnişi 40. Yıl Anması
15-16 Haziran Direnişi 40. Yıl Anması Yazdır e-Posta
Cuma, 18 Haziran 2010 22:08
Türkiye işçi sınıfı örgütlenme mücadelesi tarihinde, önemli kilometre taşlarından birisi olan 15-16 Haziran büyük işçi direnişinin 40. yıldönümü etkinlikleri, Kartal Meydanı’nda, direnişteki işçilerin katılımıyla yapıldı.

DİSK’e bağlı sendikaların düzenlediği etkinlik 15-16 Haziran direnişinin tarihi önemine işaret eden konuşmalarla başladı. Direnişleri devam etmekte olan işçiler, kurulan işçi kürsüsünden, bulundukları iş yerlerindeki olumsuz çalışma koşullarını, yaşadıkları hak gasplarını ve bunun karşısında verdikleri mücadele süreçlerini birbirleriyle paylaştılar. Sırayla söz alan işçi temsilcilerinin her birisi, birlikte mücadele vermenin, onurlu ve insanca şartlarda yaşayabilmek için şart olduğunu ifade ettiler.

Tekel işçilerine destek vermek amacıyla 26 Mayıs’ta düzenlenen greve katıldıkları için işten atılan Dev Sağlık İş üyeleri adına konuşan işçi, etkinliğe katılan topluluğu selamlayarak “DİSK’e bağlı Dev Sağlık İş sendikasında yıllardan beri taşeronlaştırmaya karşı mücadele veriyoruz. Bu şirketler nerede çalışıyorlarsa, nerede ihale alıyorlarsa, bunların sonunu getireceğimize söz veriyoruz. Direniş ateşini Ankara’da yakan Tekel işçilerinin mücadelesine 80 gün destek verdik. 800 günde sürse destek vereceğimizi ifade ettik. 26 Mayıs’ta 4 konfederasyonun katıldığı greve Koşuyolu’nda örgütlendiğimiz hastanede destek verdik ve ertesi gün işimize son verildi. Taşeronlaşmayı sağlık sektöründen siline kadar mücadelemiz devam edecektir.” dedi.

 



Bilgi Üniversitesi’nde çalışırken, Sosyal İş Sendikası’nda örgütlenmek istedikleri için işten atılanlan işçilerin temsilcisi, mücadele süreçlerini anlattığı konuşmasında “Mart başından beri Bilgi Üniversitesi’nde örgütlenmekteyiz. Bugün etkiliyiz, yarın yetkili olacağımız konusunda hiç bir şüphemiz yok. Bundan bir buçuk yıl önce Bilgi Üniversitesi ABD kaynaklı bir sermayeye satıldı. Hisseleri ABD borsasında işlem görmekte. Tabiki bunların yapacakları ilk iş taşeronlaştırmaydı. Biz de bunun karşısında Sosyal İş Sendikası’nda örgütlenmeye başladık. Nisan başında Prof Dr Nevin Ateş’i ve Mayıs başında da 2 arkadaşımızı daha işten çıkardılar. Hemen ertesi gün kurduğumuz direniş çadırında bugün 43. günümüzü tamamladık. Direnişimize bütün işçi dostlarımızı bekliyoruz. Yaşasın işçi mücadelesi!” ifadelerini kullandı.

Neoliberal politikaların işçi haklarını tırpanlamaktan başka bir amacı olmadığına ve bunun karşısında durabilmek için örgütlü mücadelenin gerekliliğine değinen, Ataşehir Belediyesi’de verdikleri sendika mücadelesi neticesinde işten atılan Genel İş üyesi işçiler adına konuşan işçi, sözüne “Umut biziz, umut insandır!” diyerek başladı.“Ataşehir Belediyesi hiçbir haklı gerekçe olmadan sendikamızın işyeri temsilcilerini işten çıkardı. İşçiler sendikasız ve her türlü güvencesinden yoksun olarak çalıştırılmak istendiği için, taşeronlaştırma temel politika olarak belirlenmiştir. Bu vahşi bir emek sömürüsüdür. Yaşasın haklı mücadelemiz!” şeklinde konuştu.

Tersanelerde hiçbir güvenlik önlemi olmadan ve sosyal güvencesiz çalıştırılan işçilerin temsilcisi kürsüden arkadaşlarına seslenerek “9 yıldır Limter İş Sendikası’nda örgütlüyüm. İşten atıldıktan sonra işe iade davası açtık ve kazandık. İşveren bizi işe geri aldı. Ancak 4 ay çalıştıktan sonra tekrar işten atıldık. Bizde şuan direnişimize iş yeri önünde devam ediyoruz.” dedi ve onları mücadelelerine desteğe çağırdı.

Samka Metal’de sendikalaşma mücadelesi veren emekçiler adına konuşan Birleşik Metal İş üyesi işçi “10 yıldır Kurtköy’deki Samka Metal Fabrikası’nda çalışıyoruz. Gün geçtikçe çalışma koşullarımız kötüleşti. Bizde örgütlü mücadele vermek istedik. Birleşik Metal İş Sendikası’na giderek, ‘biz bu şartlardan nasıl kurtuluruz?’ diye sorduk. Aldığımız bilgiler sonucunda, yaklaşık 100 kişilik iş yerinde 4 arkadaş sendikal faaliyetlere başladık. Bu çalışmalardan dolayı 16 arkadaşımız işten atıldı. 38 gündür Kurtköy Samka Metal önündeki direnişimiz devam ediyor. Haklarımızı alana kadar da orada bekleyeceğiz.” diyerek kararlılıklarına vurgu yaptı.

Tuzla Boya Vernikçiler Organize Sanayi’de kurulu, Procast Metal’de verdikleri örgütlenme mücadelesi nedeniyle, işveren tarafından kapı önüne konulan işçilerin temsilcisi “Ben anayasal hakkımı kullandığım için işten atılan Procast işçisiyim. Burası kuralsızlığın, haksızlığın diz boyu olduğu bir iş yeri. Biz sadece sosyal haklarımızı geliştirebilmek için değil, insan yerine konmak, onurlu bir hayat sürdürmek için sendikalı olduk. Ancak işveren bunu duyar duymaz, 12 arkadaşımızı tazminatlarını vermeden işten attı. 45 gün iş yeri önünde direndik. Tazminatlarımızı aldık ve şuan da davalarımız sürüyor.” şeklinde konuştu.

 



Sendikalı olmak için giriştikleri mücadelede, 4 ayda sonuçlanması gereken davaları hala devam eden Sinter Metal İşçileri temsilcisi arkadaşlarına “Anayasanın bize verdiği sendikalı olma hakkını 2008 Aralık ayında kullandık. Ve patron krizi bahane ederek 380 işçiyi işten çıkardı. Bir buçuk yılı aşkın süredir fabrika önündeki direnişimizi sürdürüyoruz. Direnişler, grevler bizim için okuldur. Biz bu okuldan en iyi şekilde, sınıf bilincini alarak çıktık. Adaletin patronlardan yana olduğunu, işçiler içi adalet olmadığını en iyi şekilde öğrendik. Bu sömürü düzeninin sermayedarlarının hiçbirisine güvenilmez. Bu düzen, kapitalizm tamamen ortadan kalkmadıkça, işçiler adına tam anlamıyla bir kurtuluştan bahsedemeyiz. O sebeple bu düzeni ortadan kaldırmak için mücadele etmeliyiz. Yeni 15-16 Haziran direnişleri örgütlemeliyiz. İşçi sınıfı savaşacak ve sosyalizm kazanacak!” diyerek seslendi.

Balnak Lojistik firmasında çalışırken Nakliyat İş’te örgütlenmek istedikleri için işten atılan emekçilerin adına konuşan işçi “Gebze’nin Şekerpınar Mahallesi’nde depoculuk yapıyoruz. Dünyaca ünlü firmalara müteahhitlik yapıyoruz. Olumsuz çalışma koşulları karşısında 2009’un Ekim ayında direnişimize başladık. İşveren duyar duymaz 16 arkadaşımızı işten attı. Mücadele sürecimizde bugüne kadar yaklaşık 50 arkadaşımız işten atıldı. Direnişimiz devam ediyor.” dedi.

TÜVTÜRK’e bağlı araç muayene istasyonlarındaki çalışma koşullarını ve sendikalaşma sürecini anlatan işçi temsilcisi “TÜVTÜRK 4857 sayılı çalışma yasasının hükümlerini işine geldiği şekilde kullanmaktadır. Ücretlerimizin görece yüksek olmasına rağmen, 15-16 saate varan çalışma saatleri, istasyonların fiziki koşulları, hergün gram gram zehirleyen egzost gazı, şirket performans değerlendirmeleriyle işçiler bir yarış atına çevrildiler. Bu şartlar karşısında İstanbul genelinde 12 istasyonda örgütlenerek çoğunluğu sağladık ve Çalışma Bakanlığı’na başvurduk. İşveren örgütlenmeyi sağlayan arkadaşlarımızı çeşitli işyerlerinden çeşitli bahanelerle işten attı. Ardından istasyonlardan birini tamamen kapattı. Ancak diğer istasyonlardaki arkadaşlarımızın iş yavaşlatma eylemleriyle beraber, bu kararından dönmek zorunda kaldı. Çalışanlar diken üstünde örgütlenme mücadelesi variyor. Hukuki mücadelemiz de hala devam ediyor.” şeklinde konuştu.

 



İşçi temsilcilerinin konuşmaları sık sık sloganlarla kesildi. Kurulan işçi kürsüsünden dillendirilen mücadele süreçleri, direnişteki işçilerin yaşadıkları sıkıntıların birbirine ne kadar benzer olduğunu gösterdi. Farklı sektörlerde küçük sayılarda mücadele veren işçilerin, birleştiklerinde seslerini ne kadar gür çıkarabildiklerinin ispatı oldu. Çeşitli siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve Kartal halkının da katılımıyla coşkulu geçen etkinlik, Bandista ve Onur Akın konserleriyle son buldu.

15-16 Haziran Direnişinin 40.yılı anmasında kurulan, direnişteki işçilerin sesini duyurduğu işçi kürsüsünün ardından işçinet olarak diyoruz ki: Her işçi direnişi, patronların, ustabaşıların, müdürlerin direnen işçilere nasıl davrandıklarına ilişkin derslerle doludur. O kürsüde de anlatıldığı gibi bazen korkutmaya çalışırlar, bazen üç kuruş parayla satın almaya, bazen ise akrabalık, hemşerilik öyküleriyle direnişi bölmeye. Türkiye'de ilk kez bir direnişe dahil olan her işçi bu taktiklere karşı hazırlıksızdır. Çünkü ne kulaktan kulağa anlatılacak gerçekçi işçi direnişleri öyküleri vardır, ne de daha önceki direnişlerden gelen deneyimler. Anlatılan bir iki direniş öyküsü ise zaten hem "kahramanlık" öyküleri olduğu için, hem de çok eskide kaldığı için, yeni direnişe geçen işçilere bir şey öğretmezler. Ülkemizde direnişler çok sınırlı. Ve büyük direnişlerin üzerinden o kadar zaman geçti ki, direnişteki işçi o kavgaya yanındaki işçinin bile nasıl davranacağını bile bilemeden giriyor.

Bu tür platformlar, bu tür deneyim paylaşma toplantıları, bu eksikliği giderebilecek yerlerdir. Peki, neden örneğin 1 Mayıs alanında bu tür platformlar olmasın? Neden 1 Mayıs'ta bir çok tehlikeyi göze alıp, Taksim'e gelen işçiler, birbirlerine deneyimlerini, patronların taktiklerini anlatmasınlar?
 
İşçi sözünün sadece anma etkinliklerinde değil, 1 Mayıs gibi kitlesel eylemlerde de yer bulmasının, işçi mücadelelerinin bütünleşmesi adına önemi ortadadır.
 
 
Reklam